İklim Değişikliği Mağdurları

Kategori: Etki Yatırımı Tarih: 12 Kasım 2021

İklim değişikliği her yıl milyonlarca insanı yaşadıkları yeri terk etmeye zorluyor. Tabloda da görüldüğü üzere bundan sadece 40 yıl önce iklim değişikliğinden dolayı göç etmek zorunda kalan insanların sayısı 1-2 milyonu geçmezken, bu sayı sadece ampirik çalışmalarla kanıtlanan göçlerle sınırlandırıldığında bile 2010’a kadar 25 milyonu aşmış ve 2013’te 60 milyona kadar ulaşmıştır. Yapılan akademik çalışmalar ve istatistikler, zaman zaman iklim mağdurları kavramının sadece iklim değişikliğinden dolayı göç etmek zorunda kalan insanları temsil ediyor gibi anlaşılmasına yol açabiliyor. İklim değişikliği mağdurları her zaman göç etmiyor olabilir. İklim değişikliği mağdurları doğal afet ya da çevre mağdurları ile de karıştırılmamalıdır. İklim değişikliği bazı doğal afetleri tetiklese de iklim mağdurları bir doğal afetten etkilenen gruplar olarak tanımlanamaz. Aksine iklim değişikliği, mağdurlarını yavaş yavaş etkilemektedir.

 

Doğal afetler ve iklim değişikliği arasındaki bir diğer fark da şudur: doğal afetler sadece gerçekleştiği son dilimlerinde değil, çok uzun zamandır kaydedilirken, iklim değişikliği ve etkileri ancak endüstrileşmenin etkileriyle birlikte son yıllarda kaydedilmektedir. İklim mağdurlarının çevre mağdurlarından farkı da, mağduriyete sebep olan sorumlularının belirsiz olmasıdır. İklim değişikliğinin sorumluları tanımlanabilir olmadığından herhangi bir soruşturmaya tabi olması ve cezai yaptırım içermesi de uygulanabilir olmaktan çok uzaktır. Petrol sızıntısı, endüstriyel kirlilik gibi çevre sorunlarının failleri iklim değişikliğinin aksine soruşturulabilir ve geleneksel ceza sistemi içerisinde değerlendirilebilir durumdadır. Bu ayrıma rağmen, çevre sorunları ile iklim değişikliğinin tamamen birbirinden bağımsız iki kavram oldukları da söylenemez. Doğal kaynakların bilinçsiz kullanımı, endüstriyel kirlilik ve bunların ekosistemler üzerindeki olumsuz yansımaları, iklim değişikliğini doğrudan etkileyen faktörler arasındadır.

İklim değişikliğinin doğrudan ve dolaylı olarak oldukça fazla sayıda kadın ve kız çocuğunun hayatını olumsuz etkilediğini, devam etmekte olan COP 26’da da değinildiği üzere, biliyoruz. Kültürden kültüre farklılık gösteriyor olsa da, toplumsal cinsiyet normları tüm dünyada kadın ve kız çocuklarının iklim değişikliğine karşı daha savunmasız olmasına yol açıyor. Konuyla alakalı yapılan araştırmalar gösteriyor ki; iklim değişikliğinin özellikle kadın ve kız çocukları üzerindeki etkileri çok daha tehlikeli ve derin. Bu etkiler genellikle sosyal ve ekonomik etkiler olarak karşımıza çıkıyor.

Araştırmaya göre,  iklim değişikliğinin de tetikleyerek artırdığı doğal afetler ve kıtlık, aile içi şiddeti artırırken çocuk yaşta evliliklere ve cinsel saldırılara da sebep oluyor. Kadınların tarımdan sorumlu olduğu yerlerde kıtlık ve doğal afetlerden dolayı hasadın azalması ya da tamamen yok olması , aile içi şiddeti artırıyor. Diğer yandan, evin geçimini sağlamak bağlamında,  haneden bir kişi dahi olsa hane nüfusunun azalacak olması düşüncesiyle kız çocuklarının küçük yaşta evlendirilmesi söz konusu olabiliyor. Aynı zamanda, birçok erkek iklim değişikliğinin sebep olduğu işsizlik sorunu nedeniyle iş bulmak için evi terk etmek zorunda kalırken, geride kalan kadın ve çocuklar tüm zorluklarla tek başlarına mücadele etmek zorunda kalıyorlar.

Toplumsal cinsiyet normlarının iklim değişikliğine karşı kadınları neden erkeklere göre daha savunmasız kıldığı üzerine yoğunlaştığımızda karşımıza çıkan ilk sebeplerden birisi,  kadınların yaşlı ve çocukların bakımından sorumlu olmaları ve bu durumun kadınları, özellikle kıtlık ve doğal afet gibi zamanlarda evlerine bağımlı hale getiriyor olması olarak sayılabilir. Doğal afet sonrası altyapı eksikliğinden dolayı kadınlar ve kız çocukları afetler sona erdikten sonra bile risk altında kalmaya devam ediyor. Kadınların erkeklere göre iklim değişikliğine karşı daha savunmasız olmasının bir diğer sebebi de ekonomik durum ile ilişkili. Yoksulluk koşullarında yaşayan 1,3 milyar insanın %70’i kadın. Küresel olarak kadınlar gıda üretiminde rol alma oranında baskın durumda (%50-80), ancak toprağın %10’undan daha azına sahipler. Kuraklık ve sel gibi aşırı hava koşullarında toplumsal cinsiyet normları gereği evin geçimi ile birlikte yaşlı ve çocuklara da bakmakla yükümlü olan kadınların eğitime, kişisel gelişimlerini sağlayacakları zamana ve gelir sağlayacak işlere erişimleri oldukça kısıtlıdır. Bu durum kaynaklara ve karar alma süreçlerine erişememe ile de birleştiğinde, sınırlı hareketlilik, kadınların iklim değişikliğinden orantısız şekilde etkilenmelerine sebep oluyor.

Bahsettiğimiz tüm bu olumsuz etkiler, iklim değişikliği şu anki hızıyla devam ederse daha sık ve şiddetli bir şekilde karşımıza çıkmaya devam edecek. Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) 1,1 derece ile 3,1 derece arasındaki küresel bir ısı artışının 2100 yılına kadar deniz seviyesini ortalama 0.36-0.73 metre aralığında yükseleceğini ve bu yüzden de kıyı yerleşimlerini sorunlar yaşayabileceği üzerine uyarıyor. Üstelik tek sorun karaların su altında kalacak olması değil; kıyı yerleşimlerini sel, erozyon ve tuzlu su sızması gibi sorunlar da bekliyor olacak. Uluslararası Göç Örgütü (IOM), tüm bu gelecek senaryolarının ardından, 2050 yılına kadar 200 milyon kişinin iklim ve çevre sorunları nedeniyle ülke sınırları içinde yeni bir bölgeye veya sınırların ötesine kalıcı veya geçici olarak hareket edeceğini ve bu hareketliliğin yoğun olarak kıyılarda yaşayan insanlardan kaynaklanacağını tahmin ediyor.

Kaynaklar

https://www.dw.com/en/women-and-girls-victims-of-climate-change/g-52448465

https://www.bbc.com/news/science-environment-43294221

https://unu.edu/publications/articles/climate-change-victims.html

https://www.migrationdataportal.org/data-innovation